"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."

Bir bilse...



Bir bilse, aramaya çekindiğim kadının bana neden küstüğünü, çağrıldığımda gidemediğimi, bulaşıcı bir hastalıkmışım gibi kendimi uzak tuttuğumu, uzakta durmanın bile bulaşıcı olduğunu  -yüzüme çok önce yapışıp kalan, her şeyi bilen adam edalarımı donduran bir heybetle- öğrendiğimi, başka bir bedenin sıcaklığını etimde hissetmenin ne olduğunu bilmediğim, ama delicesine özlediğim yaşlardaki halimi aratmayan bir tutkuyla buluşmaya gittiğim akşamüzerlerinde bir türlü harekete geçemediğimi, maceranın bundan ibaret olduğunu, bazen ona dokunmamanın heyecanıyla yetindiğimi, elini bile tutacakken tutmadığımı, bunun bir ceza olmayıp bir ödül olduğunu ona anlatmayı düşünmediğimi, söylediğim an her şeyin tepetaklak olacağını, içimi dışa yaracağımı, belki de çoktan yardığımı, iç miç kalmadığını...

Koskocaman kahkalar atıp geçer dalgayı "Bitmişsin sen," der.
"Ben daha başlamadım," diyemez, susarım.

(Behçet Çelik "Gün Ortasında Arzu")