"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."

İsminizden memnun musunuz?

İsminizden memnun musunuz? Ben değilim. Her durum için ayrı bir ismim olmasını istemişimdir. Her yeni tanıştığım insana kendimi değişik bir isimle takdim etme isteği yiyip bitirmiştir beni.


Bu takma isimlere karşı duyduğum ilgi sadece kendi ismimden memnuniyetsizlik değil aynı zamanda başka bir isimle nasıl bir kişi olurdum, nasıl bir yüzüm olurdu, nasıl davranırdım merakı olmuştur.


Düşünsenize Müjde Ar gerçek adı Suat Ebrem ile ortaya çıksaydı acaba nasıl bir imaja sahip olurdu? Ya da yerli Alain Delon'umuz adını Cüneyt Arkın olarak değiştirmeseydi, Anadolu'nun Yazlık sinemalarında Fahrettin Cüreklibatur'un Malkoçoğlu'nu seyreden halkımız doğan çocuklarına Cüneyt değil de Fahrettin adını koyarlar mıydı yine de? Ya da "Sezenkolikler". Gülümse'yi, Sen Ağlama'yı Fatma Sezen Yıldırım'dan dinleselerdi, yıllarca "Fatmakolik" olurlar mıydı? Belki de Hümeyra evlenmezdi Bumin Gaffar'la bildiğimiz Fikret Hakan olmasa?


Kim bilir?

 Bu takma isimler kimi zaman yeni bir imaj oluşturmak için kullanılmakta, kimi zamansa kendini gizlemek için seçilmektedir. Örneğin İzmir'de Yunan askerine ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin adlı gazetecinin aslında Osman Nevres olması bir güvenlik önlemi olsa gerek. Ya da birçok gizli örgüt çeşitli kod adlarını gizli işler çevirdikleri için kullanıyorlardı. Örneğin, bir siyasi akıma ismini (takma ismini) verecek kadar meşhur olan Troçki'nin adının Leon Bronştayn olması ve Troçki ismini hapishaneden kaçtıktan sonra bir nedenle isim uydurması gerektiğinde eski gardiyanının adının gayri ihtiyari ağzından çıkması sonucu ona takılı kalması da basit bir güvenlik önlemi olarak gözükmekte. Fakat bir de şöyle düşünün: ya buna gerek olmasaydı, ya Troçki Kızılordu'yu Leon Bronştayn ismiyle kumanda etmiş olsaydı acaba Bronştaynizm diye bir akım olabilir miydi? Oysa Troçki, -izm eklemek için çok uygun bir ad, değil mi?


Bunları imaj problemleri ile karıştırmamak gerek. Bazen de takma isimler ticari amaçlar için işe yarayabiliyor. Mesela bir zamanlar Mike Hammer serisi Türkiye'de çok tutulan bir kitap dizisi olmuştu. Sürekli Mike Hammer'in yeni maceraları okuyucuların nefesini kesiyordu. Fakat işin gerçeği Kemal Tahir adlı büyük romancımızın bir müddet sonra çevrilecek Mike Hammer'ler bitince dizinin devamını kendisinin yazmasıdır (Bir rivayete göre, ünlü yazarımıza bu şeytani fikri veren editörü Ertem Eğilmez'dir. Şaşı Mustafa'nın yalancısıyım.)

Tabii bu basit ticari anlayışın (tecimsel de diyebilirsiniz) Koskoca Kanuni Sultan Süleyman'ın şiirlerini Muhibbi mahlası ile yazmasıyla hiç mi hiç ilgisi yok. Fakat Aziz Nesin'in şiirlerini bir ara Vedia Nesin adıyla yayınlaması bir yasak aşkın doğmasına neden olmuştu. Evet Orhan Kemal adlı bir genç bu şiirleri okuyup Vedia adlı bu duyarlı kıza âşık olmuştur. Gerçeği öğrenince ne kadar üzülmüştür, Orhan Kemal, yani Mehmet Raşit Öğütçü.
Ne diyeceksiniz Yalancı Dünya? Yalancı Dünya dedim de aklıma Çelik Bilgin geldi. Biliyorsunuz Stalin “çelik” demektir. Çelik Bilgin de Yalçın Küçük'ün, Yalçın Küçük'ü övmek için yarattığı bir hayali muharrirdir. Fakat yaratılmış bu muharrir ismiyle müsemma Stalin'in mürekkep yalamış türevidir. Her neyse politik nedenlerden dolayı takma isim kullanmak çok yaygın bir davranış, Ali Sirmen'in aylarca, hapiste olduğu için Samim Lütfü adıyla yazması gibi. Acaba fırsat olsa da incelesem diyorum Samim Lütfü ile Ali Sirmen'in yazıları arasında kalem/karakter farkı bulunabilir mi? Çünkü bazen takma bir isim yeni bir kişilik olarak eskisini gölgede bırakabiliyor. Sadık Özben'in mariz kişiliğinin Murat Belge'yi gölgede bırakması gibi.

Nedense bana en romantik gelen Orhan Selim ile Server Bedii arasındaki kalem düellosudur. Yani "biz adama gölgemizi bile çiğnetmeyiz oğlum, yetim-i safa" diyen Nazım Hikmetle, "bu kavgada değil bir nokta bir eğri virgül bile olamayan" Peyami Safa arasındaki düello. Kim mi kazandı? Siz de bir âlemsiniz, sorulacak soru mu bu?

Bir başka ilginç isim meselesi de "takılan isimler" değil de eksiltilen isimlerdir. Bunlardan en dürüstü Tarık Dursun K. herhalde. Kakınç soyadını K. diye kısaltmakla yetinmiş. Fakat Havva Pınar Kür'ün Havva ismini hokus pokus yok etmesi, Oktay Rıfat'ın "Horozcu" soyadını yok sayması, Alpay Nazikîoğlunun sadece isim olarak kalması bayağı bayağı eksiltilen isimlerdir. Eh, haksız da değil Alpay, düşünsenize radyo da şöyle bir anons:

"Evet sevgili dinleyiciler, simde de Ali Kaptanoğlu'nun III. Şahsın Şiiri'ni Alpay
Nazikîoğlu'ndan dinliyoruz."

Attilâ İlhan mı dediniz? Evet, ama Ali Kaptanoğlu da Attilâ İlhan'ın Şoför Nebahat'a attığı imza.

Ne yapalım hayat böyle, îsim-imza, imaj önemli. Bunu kavramak önemli. Hiç
bir şeyin önderliğini kimselere kaptırmayan Atatürk bu konuda da bir önder. Meşhur imzasını birçok güzel imza önerileri arasından seçmiş. Ve biz de O'nun açtığı yoldan kurduğu ülküde hiç durmadan yürüyoruz. Âmin.
(Orhan Selim; tabi ki bu isimde gerçek olmayabilir bu arada. ki bir zamanlar Nazım Hikmet'İn kullandığı takma adlardan biridir)