Acaba diyorum...
Filed Under : by "Sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan"
11 Ağustos 2010 ÇarşambaDoktor’un biri demiş ki;
"Âşık olduğumuz zaman karşımızdaki kişi ile aramızda oluşan 'kimya'nın hepimiz farkındayızdır. Bu kişinin bizim için en doğru kişi olup olmadığını asıl belirleyen şey kimya değil, bu kişinin geçmişimizi yeniden kurmak için doğru kişi olup olmadığıdır.”
Bu cümleyi okuyunca insan ister istemez düşünüyor ( bu illaki şart – Numan Serteli, hocam saygılar). Tam bana göre dediğimiz kişi, aslında bizimle benzer yaşam tecrübelerinden geçmiş ve ortak sevgiler, heyecanlar, üzüntüler yaşadığımız kişi midir? Böyle olunca, aslında biz geçmişimize olan özlem, istek (belki Freudian durumlarda vardır) nedeniyle, bunu gerçekleyebileceğimiz bir kişi mi arıyoruz. Evlilik, aslında bir nevi evcilik midir, yıllar öncesinden aklımıza yer etmiş olan?
Met-Üst’de bir şiirinde sanki bilerek bu iki satırı peş peşe kullanmıştır:
"annenin sevdiği yerlerin
ü-şü-yor
sevgilinin sardığı yerlerin su
top-la-mış"
.....
Ya da Enver Topaloğlu’nun Küs Çiçek şiirinde dediği gibi:
"bak diyorum
sana rastlamak; çocukluğuma rastlamak
gibi bir şey"
Sadece bana mı oluyor dediğimiz şeylerin, başkasında da olduğunu görünce insan nasıl da mutlu olur değil mi? Geçmişimizle paralellik kurduğumuz bu kişilerle bir arada olmaktan keyif alırız.
Aklıma Atilla Atalay’ın “Yalnızlık Aletleri” öyküsü geldi, orda şöyle bir diyalog geçer :
- Benim yalnız kalınca oynamak için bebeğim vardı. Yatırınca ağlıyodu. Üç tane de küçük plastik plağı vardı. İçindeki bi yere o plakları takıp bebeği dinliyodum.
- Nası yani, bebek üç ayrı şekilde ağlasın diye mi takılıyodu o plaklar?
- Ehe he:)). Yok canım. Ağlama fonksiyonu ayrıydı. O plaklar şarkı için. "Ar yu sliping, old mek danılds gat e farm"... Üçüncüyü unuttum şimdi.
- :)) - Senin?
- Benim Nazlı Teyze diye canlı bi bakıcım vardı. Annemle babam işe giderken, yalnız kalınca evi köyü yakmiyim diye beni ona bırakıyolardı. Onla oynuyodum. Onun da üç tane plağı vardı.
- Hehe. :))....:))
- Ciddiyim... "Otur yerine... Tabaktaki bitcek... Akşama babana sööliycem...." Bütün gün bunları çalıyodu işte...
-:)))))).. Deli....
Hal böyleyken, bazen de bizimle ortak geçmişi olmayan insanlara da aşık olunabiliyor. Belki de yaşanamayanlara bir özlemdir, bizi o kişiye sevk eden…. Sonuçta o kişi hayatımızdan çıktığında ise geldiğinde mevcut olandan çok daha fazla bir boşluk bırakıyor. Hatta şairin dediği gibi, “yokluğu sürekli bir sızı halini alır” durumu.
Bu yazıyı yazmaya başladığımda şöyle keyifli, hoş sohbet bir yazı olsun istedimdi, ama olmadı gene… Sonbahar blogda bir klasik olduğu üzere, gene yazıyı hüzünlü bitirelim:
“Gözlerimi, kulaklarımı, kalbimi kapatmalıyım bütün güzelliklere, zenginliklere ki, aklım herkesin görüp sevdiği şeyleri görmesin, güzelliklere dalıp yanlış düşüncelere kapılmayayım. Sevgi mevgi isteyip kendi kendimi kandırmayayım. Sonra yaşam beni cezalandırır...”
SEVİM BURAK – Beni Deliler Anlar

