"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."

Çilekli Çomaklı Çitli Mim :))

Efendim, bilong camiasının Mim dağıtıcısı Crayzwomen Rosmery tahtadaki konuşanlar listesine benim de adımı yazmış. :)))) Hal böyle olunca benim de cevaplamam gerekti. Sorular çok zormuş, çok yordu beni, ama eğlendirici de :))

1- Şehir dışında bir yürüyüşte nefis çileklerle dolu bir tarlaya geldiniz. Mideniz guruldamaya başladı ve etrafta kimsecikler yok. Siz ve bedava öğle yemeği arasında sadece bir çit var.
Çitin yüksekliği ne kadar?

Şehir dışında ve bir yürüyüş ve nefis çileklerle dolu bir tarla. Hmmm. Bu veriler ile çitin yüksekliğini bulmak olanaksız ama, midem de guruldamaya başlamışsa eğer şöyle bir formül ile hesaplanabilir :
Lim—Xo>77 giderken X^3+y^2= 26
Gerekli sadeleştirmeleri yaparsak, sonuç 65 çıkar. (Malum, VAN çileği meşhurdur) :))



2- Bahçeye girdiniz ve çilekleri yemeye başladınız. Kaç tane çilek yediniz?

Aynı denklemde X yerine Ç, Y yerine T yazarsak sonuç 29 çıkar… :)))



3- Birden çileklerini çalmakta olduğunuz çiftçi ortaya çıktı ve size bağırmaya başladı.
Kendinizi savunmak için neler derdiniz?

Hasta olduğumu ve hatta Çilekeş olduğumu, yemeden duramadığımı söylesem, yer mi acaba?
Ya da şöyle; Çaldım, ama niye çaldım bi sor hele? En iyisi Orhan Baba'dan Çilekeş şarkısını söyliyim ona :)))




4- Tüm olan biteni bir kenara bırakıp söyleyin, çileklerin tadı nasıldı?
Ve çilek çalma maceranız sona erdikten sonra kendinizi nasıl hissettiniz?

Tadı mı? Hesap kitapla uğraşmaktan tadına bakamadım ki? :)))

There are times when life calls out for a change...




"Listen.
there are times when life calls out for a change.
a transition.
like the seasons.
our spring was wonderful, but summer is over now and we missed out on autumn.
and now all of a sudden, it's cold, so cold that everything is freezing over.
our love fell asleep, and the snow took it by surprise.
but if you fall asleep in the snow, you don't feel death coming.
take care "




Türkçesini de yazalım, tam olsun :

Dinle!
hayatın değişim için seslendiği zamanlar vardır.
Tıpkı mevsimler gibi

İlkbaharımız harikaydı,
ama yaz bitti.
Sonbaharı da kaçırdık.


Ve şimdi her şey soğuk,
Her şey çok soğuk,
her şey donmaya başladı.
Aşkımız uykuya daldı
ve kar,
bize sürpriz yaptı.
Karların içinde uyuya kaldı,
ve ölüm yaklaşıyor.

Kendine iyi bak.


Hicran...

Döndü ve gitti...



Ne kadar garip bir an....
Ona yakınlaşmak, bir şans daha vermek için başını öne eğdi...
Ama o yapamadı.
Cesareti yoktu.

Döndü ve gitti...

(In the mood for love)


Ne düşünür bu yüz?




Sevmek mi?..  Unuttuğu çok önemli bir şey birden aklına gelmiş gibi durdu...
...
Yüzünü görmek, ama pırıl pırıl bir ışık altında görmek için kıvrandı. Ne düşünür bu yüz? Bana nasıl bakar bu gözler?

(Vedat Türkali - Bir Gün Tek Başına)

Sahi kaç yaşındayız şimdi?...




Hiç beklemediğiniz anlarda, ılık bir esintiyle yıllar öncesinden bir koku gelir size: Sıcak çocuk gülüşüyle sarıldığınız ilk sevgilinin kokusudur belkide bu, bir sesleniş; sizi dönüşü olmayan anlara çağırır gibi. Derin bir iç çekişle geçiştirmeye çalışırsınız yüreğinizdeki dağlanmayı. Ya da yitirilen bir beraberlik, bir dünkü sevda, kanatır yüreğinizi. Giden gitmiştir artık; küçük hesaplarınız yine tutmamıştır. Ve siz kaybettiğinizle kalırsınız bir başınıza. Payınıza düşense koca bir yanlızlık. Gecelerinizi dolduran yıldızlar da ışımaz olur. Zaman sizi silmeye hazırlanıyordur. O, acımasızdır, yatsıyıcıdır çünkü.


Her şeyin bir bedeli vardır derler; yaşamın da... Bizi sarmalayan güzelliklerden pay almak istiyorsak, o bedeli isterler bir gün. Bu, bazen ılık bir sevda, bazen kanımızı donduran koyu bir ayrılık olur. Ne ki, sevgiye batırılmış her hüzün yaşamaya değerdir. Yeter ki sahiplenmesini bilelim. Bu nedenle, acılar bilgedir ve yaşayanı kolay kolay tüketmez, aksine yüceltir. O bedeldir işte, yaşananın, yaşanılanın bedeli; ödemeye hazır olmalısınız, hazır olmalıyız...


Kim sorgular bizi, sırrı gizleyen aynalarda parçalanırsa yaşam? Derinleşir eskiyen yüzlerimizde zamanın yıl izleri; sessizce yıpranır, eskir her şey. Ve kanar geceye o yapış yapış hayır ’larla yitirilen aşklarımız, bilirim.


Sahi ben kaç sevdayı tükettim avuçlarımda, sen, kaç sevişmenin doruğunda ulandın yaşama? Belki de aksi bir fırtınada yitti her şey... biz ki dönüş biletleri elimizde olan yolcular... budanan bir gülün kanayan dalı gibi.


Ah!... O zaman ki, yine peşimize düştü zamansız!.. Bizse küçük oyunlarla oyalanıyoruz hala. Sahi kaç yaşındayız şimdi, evren kaç yaşında? ..

(Ali Özenç Çağlar) 

Yağmura, Nisana ve yaşıma aldanıp...



yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim

ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara

yanıldı denektaşım geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm:

bir hayat, mahçup ve duru
Tanrım, gülleri
ve sessiz harfleri koru.

(İbrahim Tenekeci)