"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."

Şişli Meydanında Üç Kız...




Hiçbir Pul Hiçbir Zarfa Yakışmıyor...



Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor
Hiçbir zarf üç beş satıra
Ne zaman yanyanayız işte o zaman
Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna

Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.

Anlarım sedir ağacının dilinden
Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da
Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi
O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız
çocuğuyla.

Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada.

(Edip Cansever)


İmkansız...


Seni çeken şey aşkın imkansızlığı... Sen aşkı değil, verdiği acıyı sevdin hep. Evet böyle de söyleyebilirsin. İsteyen istediğini söyleyebilir bana... Ben nasılsa özür dilerim sonunda...

(Murat Gülsoy. "Tanrı Beni Görüyor mu?")


Şehsuvar




gece
saçlarına kadar sokulur
güzelliğine atılan
ilmiklere kadar ulaşır!

aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
onu unut şehsuvar!

ya da kımıltısız bir kuş ölüsü
istiklal caddesi boyunca yatar!

ah sultan!
bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır!

gece
saçlarına kadar sokuldu da
güzelliğine atılan
ilmiklere kadar ulaştı.
biz
şehsuvar
ulaşamadık!

- heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
hâlâ onu filan tanıyamadık!

ah! sultan! ah! şehsuvar!
dikdörtgen dudaklarda
ne çok
yuvarlak sözcükler vardı.
hangi birini böldüm ötekine
diğeri beni kalabalık masasına çağırdı!

(Küçük İskender. "Gözlerim Sığmıyor Yüzüme" )

Beklemek de güzel...



İlle de görmek için mi beklenir güzel günler
Beklemek de güzel...

(Arif Damar)

Küs ve Leke...





gündüz
gökyüzü yalan yüzümde solgun kirli bir nilüfer
gece ay sıkıntılı hışmına uğradığım deniz
ki deniz
soluğunu tutmuş bekleyen kaplan
ve kaplanın sinsi gözleri…

olmadı, kovuldum ölümün ülkesinden…

göğsümde paslanan hançeri
önünde parçalayıp gömdüğüm uçurum
ömrümün karşılığı
bileklerimde
kısık birkaç mor leke
barışmıyor yaşamla kolay
küstüyse bir kez
ah o
ince kimi yerleri bedenin

nazla epriyor esrimiyor söz
ve bilmiyorum neyin gerektiğini
hangi ayrıntı hangi göz hangi dokunuş
ayartabilir arzuyu
coşku incitici olabilir mi bazen?
neden özlem ise
kendinden sürgün bir deprem göçmeni
yeniden yurt edinsin kendini
m ü m k ü n   m ü ?


(Enver Topaloğlu - Yakamoz ve Tebessüm)

Senden Öncekiler...


Odan, kitapların, duvarda resimler
Bahardır, bir kuş şarkısını söyler.
Sanırsın böylece sürüp gidecek bu,
Nasıl öyle sandıysa senden öncekiler...

(Ataol Behramoğlu)