"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."

Yalnızlık...


"…hal böyleyken işte, biz iskele sakinleri, şaraplı kadehler oyununun ikinci perdesindeyken yani, mine abla ‘yalnızlık korktuğun kadar kötü bişey değil’ diye başlamıstı son konuşmasına. benim öyle bir konu açasım yoktu aslında.

yalnızlık herhalde, bir insanın saklamayı düşündüğü en son şey olmalıdır. fakat yine de konuşulsun istemezsiniz. size öyle öğretilmiştir, ayıptır çünkü yalnızlık. yekten ‘deli’ diyen de olur, ‘bakma sen, bugünlerde en düzeyli ilişki, yalnızlık aslında’ derken gözlerinize ‘seni aklına çaktığımın manyağı seni, kimbilir ne arızan var ki, kimselerle geçinememişsin, ısırsa bana da bulaştırır mı acaba’ gibisinden bakan da. oysa sanıldığından çoktur yalnız nüfusu, kişi başına bir yalnız düşer.

benimkisi o gece çok belli olduydu herhalde. çok uzun göle baktığımdan ya da tam tersi çok konuştuğumdan olabilir. yalnızlar çünkü, bazen konuşmayı özlerler. ne kadar çok korkuyorsan o kadar çok konuşasın vardır, kendin yorulup da susuncaya kadar. sustuydum işte ben, o zaman mine abla konusmaya başlamıştı…"

(A.Atalay)