"Tozlu bir pencere camından bakar gibi, kaybolup giden o yılları hatırlıyor. Geçmiş, görebildiği ama dokunamadığı bir şey. Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz..."
Elfida : Feda etmeyi bilmek, gözden çıkarmak, bazen çekip gitmeyi bilmek, sevdiğini yitirme acısıyla ayakta kalabilmek...
Bir şarkı bir insanı bu kadar hüzünlendirmemeli... "omzumda izin bırakma, yüküm dünyaya yakın" ... Boğazımdaki yavru kedi debelendi...
bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran
anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi
senden bana şimdi zamanı sızdıran
şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın
kimbilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların
sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
yorulmuşsun hakkını almış yılların
elfida bir belalı başımsın
elfida beni farketme sakın
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
elfida hep aklımda kalacaksın
elfida sen eski bir şarkısın
elfida beni farketme sakın
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
elfida hep aklımda kalacaksın
La vita è bella
Filed Under : by "Sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan"
29 Eylül 2010 Çarşamba
Aynen Öyle lafına gıcık oluyorum....
Filed Under : by "Sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan"
23 Eylül 2010 PerşembeNereden geldiği, kimin icat ettiği bilinmeyen iki kelimeli bu öbek-öbük her neyse, ne kadar çok kullanılmaya başlandı. Dikkat ederseniz, herkesin iki cümlesinden birinde mutlaka "aynen öyle" lafı geçiyor. Bunun ingilizce'deki "exactly" veya "absolutely" den aparma olduğuna dair şüphelerim var.
Siz konuşurken birisi bunu kullanıldığında, "bu adam beni dinlemiyor" hissiyatına kapılmamamınız elde değil. Adama 10 dakika boyunca anlatıyor, anlatıyorsunuz, sonra kalkıp bu öbeği kullandığında, sanki sizin söylediklerinizin hepsine zaten kendisi vakıfmış ta, zaten biliyormuş ta gibi havalara girilmesi söz konusu oluyor bence. Hâlbuki kendisi konudan bîhaber, karşısındaki anlatınca öğrenmiş…
Ayrıca işin kolayına kaçmak, karşındakini yeterince anlamadan, dinlemeden onaylamak şeklinde de kullanılıyor. Etkili olmasından çok, popüler olması kullanımını tetikliyor.
Bu öbeği hiç kullanmayalım diyemeyiz elbette, ama Türkçemizde bunun yerini alacak onlarca sözcük ve söz öbeği var... Dili iyi kullanmak, konuşmak, aynı zamanda o dile ait mümkün olduğu kadar çok sözcük kullanmayla, tekrarlardan kaçınmayla orantılıdır diye düşünüyorum.
Son günlerde takılmaya başladığım diğer öbük ise “baktığınız zaman”… Çıldırtacak kadar fazla kullanılıyor. Amerikanca’dan direk çeviri mi bunlar acaba, kim uyduruyor bunları?
Aklıma gelenler :
- Sahil kıyısı
- Günün sonunda
- Full dolu
- Part-time iş
- Bu konuyu cover etmemiz gerekiyor
- Şunu handle eder misiniz?
- Bunu korrekt bulmuyorum
Ataerkil Toplumun Otoerkil Bireyleri... - Bölüm :2
Filed Under : by "Sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan"
21 Eylül 2010 Salı- Ön frenler diskleri renkli olur. Tercihen kırmızıya boyarlar... Jantlar alaşımlı olup, olabilen en geniş tabanlı jantlardır...
- Her Oto sanayi de bir tanıdıkları vardır. Her marka araçtan anlar bu tanıdıkları... Yetkili servisleri sevmezler, ustalarla işi hallederler...
- Arka cama sıkıştırılmış bir "NEVADA" veya "TEXAS" plakası, olmazsa olmaz aksesuarlardan biridir.
- Cafe - çaybahçesi önüne arabayı çekip, camlar yarı açık iken içerden gelen müzik eşliğinde çay içmeyi, ve ayrıca "bu araba benim" manasında etrafa bakışlar atmayı ihmal etmezler.
- Plakanın etrafı neon ışıkla çevrilmiştir. Bu da yetmezse, frene basıldığında, stop lambaları yanıp sönmeye başlar. Arka camın tavan kısmında mini floresan lamba da güzel durur.
- Stop lambaları siyaha boyanmıştır. SAğ-Sol Dikiz aynaları Mercedes’ten daha afillidir.
- Takoz, zincir, çekme halatı bulunmaz ama şoför mahalline yakın bi yerlerde bi sopa bulunur... Her ihtimale karşı tedbir maksadıylan...
- Hepsi yarışa katıldığı için kan grupları arabanın yanında mutlaka yazar :
tomrukcan ARH +
pilavcan 0RH –
- Cabrio bir arabası varsa, sıcak – soğuk dinlemez, üstü açık gezer.
- Arka camlarında tarzanca da olsa bir takım özlü sözler bulunur, misal :
"not only you, everybody is ill"
Türkçe meali şöle oluyor sanırım " bir sen değil herkes hasta "
- Bazılarının yeni gözdesi van kamyonetlerdir (Doblo, Transit Fiorino vb). Camlarda perde, arka ve önde metal borular, yanlarda jip misali metal çamurluklar ve de mutlaka stepne arka bagaj kapağına asılı olacak şekildedir... Bagaj kapağında ne işe yaradığı bilinmeyen birde merdiven vardır.
- Direksiyon simitleri ahşap görünümlüdür ve ayna gibi parlar… Direksiyon simidine çılgın manevralar için direksiyon topuzu takılır…
- Kornaları normal korna değildir... Köpek havlaması şeklinde veya, dadii dada daidiiiii şeklinde ses çıkarır...
- Geri vitese takıldığında, katibim veya bir Kayahan şarkısı öter…
- Bagaj kapağının üstünde örümcek çıkartması ile, depo kapağının yanında işeyen çocuk çıkartması standart aksesuarlardandır.
- Kullandıkları lastikler en pahalı markaların ralli bilmem ne testlerinde kullanılan modellerindendir...
- Kullandığı araba şirket arabası ise, arkada yazan "hatalıysam arayın" telefon numarasının bir rakamı özenle silinmiştir...
- Araba ne marka olursa olsun, mutlaka BMW’ lerdeki gibi kedi gözüne benzeyen farlar taktırmıştır. Sis farları da özenle zenon farlar ile değiştirilmiştir…
- Herhangi bir caddenin, herhangi bir yerine aracını park edip, gönül rahatlığıyla bi kısa malbora ve redbul almak için tekel bayiine giderler. Park sebebiyle trafiğin tek şeride inmiş olması, yolun tıkanması önemli değildir.
- Standartları sevmezler, motor yağına veya yakıta mutlaka katkı maddesi koyarlar...
- Mucit insanlardır : tavanı bira ile silmek, lastiklerin daha siyah görünmesini sağlamak için arap sabunu sürmek hep onların icatlarıdır.
Ataerkil Toplumun Otoerkil Bireyleri...
Filed Under : by "Sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan"
20 Eylül 2010 PazartesiPiknikte, yaylada, deniz kenarında velhasıl tüm sayfiye yerlerinde herkes eğlenip top oynarken, onları başka şeylerle uğraşırken görürüz.
Bir çocuğun oyuncakları ile oynarken yaşadığı mutluluk ancak tarif edebilir, onların arabalarını dip köşe yıkayıp, paspaslarını temizlerken ve parlatırken yaşadıkları mutluluğu.
Arabaları modifiye edilip sis farları takılmıştır. Yolda giderken kazara birisi onu sollarsa, "bu acemi muhallebi çocukları ne anlar araba sürmekten" edasıyla motoru yakma pahasına ona yetişip önüne makas atar. Arabaları her daim temiz pak olur, torpidolarını ayakkabı parlatma süngerleri ile parlatırlar ve arabalarında çöp bulundurmayı sevmezler, onu hemen doğaya karışsın diye yola atarlar.
Her marka ve model araba hakkında fikirleri vardır. Ses tesisatları mükemmeldir. Genellikle ses tesisatıyla ilgili bir mevzu açıldığında parça numaraları ile konuşurlar. Misal paynır 6822 kolon, ke7388 anfi tesisatı gibi.
Başlıca yaylak ve avlak alanları otobüs durakları ile lise önleridir. Dinledikleri müzik Müslüm baba ve Techno'dur. Doğada tek bulunurlar, rakiplerini gördüklerinde yırtıcı bir kuş gibi onu uzaklaştırırlar etraflarından.
İşte onları tanıyabilmemiz için bazı karakteristik özellikleri :
- Normal farlar park modunda yanarken, alttaki sis farları yanıktır...
- Arabalarını gösterme olanaklarının olmadığı durumlarda, cep telefonundan arabanın fotoğraflarını göstermeyi ihmal etmezler.
- Bagaj kapağının üzerinde bir takım özlü sözler vardır. Sürücünün yaşına göre, ya çocuklarının ismi yazılıdır (furkan,büşra vb.) ya da platonik "liseli"sinin adı yazılıdır. Noktalama işaretleri gelişigüzel kullanılır. Misal, "kara gözlüm?" veya "aramasın gözlerin?" gibi...
- Kendi dükkan veya apartman önlerinde mutlaka kendilerine ait olduğu tartışılamayacak park yerleri vardır. Bildiğiniz kaldırım olmasına rağmen, orası sadece onlaraaittir. Araba yokken oraya taş, kaya, sandalye vb bişiler koyarak, park yerlerini itina ile muhafaza ederler.
- MSN kullananları, arabalarının fotoraflarını, msn fotorafı olarak kullanır ...
- Tamamen kendi kusurları nedeniyle oluşan hasarları Trafik Sigortasından karşılatmak için türlü alavere, dalavere yaparlar.
- Her türlü hak gasbı, şerit ihlali, sağdan sollama, bir sürü araç sırada beklerken en öne geçme gibi hareketleri yapmakta hiç bir beis görmezler, ama ezan okunurken mutlaka teybinin sesini kapatırlar.
(devam edecek...)
Çok konuşulanlar
-
-
“şaştım, senin hançerin bu kadar mıydı varmadı yüreğime" (Turgut Uyar)
-
Bizi, hayatımızdakileri mahveden bir ‘suçlu’, bir ‘katil’ ille de var. Onu bulmak hiç zor olmuyor. Bu bazen bir kişi olabiliyor bazense...
-
Esengül daha ölmemişti. İstanbul’un sabahçı kahvelerinde ve genç kızların doldurduğu konfeksiyon atölyelerinde onun şarkısı söylenirdi: “B...
-
İşitiyorum aritmik kalbini çok uzaklardan. Bir sala binmişsin boğuşuyorsun dalgalarla. İçinde rüzgârlar uğulduyor. Saçların uçuşuyor; üşüy...
-
Hayvan Kaynakları (Taşkafalar) Ne zamandır TV'lerde ateş üstünde yürüyen, ip atlar gibi cam kırıkları üzerine atlayan kurum elemanları ...
-
Ölümlü : Tanrım sana yakarıyorum. Senin için dua ediyorum. Bu acı çeken yaratığı duy ve onu özgür irade sahibi olmaktan alıkoy. Tanrı : Sa...
-
Hakkımda
.
.
İzliyorlar (sanırım)
Wp Theme by Promiseringsdesigns | Blogger Template by Anshul










